Perşembe, Mayıs 25, 2006

Konuşan Ruhlar

Bir çok söz duydum ama hiçbiri yapılamadı ,güzel sözler uzun sürmedikçe birşey ifade etmezler. Sözler benim ölülerimi geri getiremez.Beyaz adamın istila ettigi ülkeminde karşılığını ödemez.Onlar babalarımızın mezarlarını korumaz. Atlarımız ve hayvanlarımızın değerini ödemez.Güzel sözler bana çocuklarımı geri veremez.Güzel sözler bize sağlık vermeyecek ve onlar ölümleri durdurmayacak.Güzel sözler halkıma istedikleri yerlede özgür ve mutlu yaşamaları icin bir vatan vermeyecek.Konuşmaktan yoruldum ve bunlar kalbimi yaraladı,birçok güzel söz ve yerine getirilmeyen söz hatırlıyorum.Bunlar konuşmaya layık olmadıkları halde konuşanların sözleriydi.

HIN-MAH-TU-YAH-LAT-KEH (Dağlarda Gümbürdeyen Gökgürültüsü - Nez Perche Reisi)

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Kapitalizme Karşı Bünyeyi Güçlendir!

Ne Haber?

Çok klasik bir başlangıç olacak ama yine de; TOPRAK! KOMÜN! ÖZGÜRLÜK!

Evvela rutine binmiş dönemlik ataletten uyananlar olarak birbirimize şöyle bir gerine gerine – esneye esneye “günaydın!” diyelim.. Her yerimiz tutulmuş olsa gerek :)

Kısaca şöyle bir açıklama yapıp, yazının mesnedini açıklayıp hemen mevzuya girelim, özet olarak şöyle ki; birbirimizin başına ekşiyeceğiz, çorap öreceğiz, olmadık işlere burnumuzu sokacağız... Mis! Niyet bu; olur, olmaz, ne kadar olur, zamanla göreceğiz.

Bu güne kadar ne oldu, ne bitti bunları yeri geldikçe açarız, tecrübelerimizi paylaşırız. Elbette ki “herkesin bir hikayesi vardır adamım” ama şimdi flashback yapmak yerine cebimizde neler var bir dökelim.

İstanbul- MekAn:

Kara ev, Kara kelebek, Daire-A derken hepsini birer birer kapadık... Sıra MekAn'da... En naif ama başarılı çalışma MekAn'dı ki yine de 700 ytl civarında ki birikmiş -acil- borcu sadece can sıkıcı değil hayati de... Neden böyle olduğuna dair soruları es geçelim, zira artık bu “tecrübe”ler kabak tadı vermeye başladı. Faydalı soru şudur; ödüyor muyuz yoksa elimizi ensemize vurup yükte hafif pahada ağır eşyalarımızı toparlayıp tüyüyor muyuz? Duygusal davranmayalım, oturup kâr-zarar hesabını yapalım kararı verelim. Yine de 350 ytl gibi bir kısmı mecburen ödenecek.

Kapitalizme karşı bünyeyi güçlendirmek:

Kapitalizmin kıçını tekmelemek için bacakları güçlendir!” diyoruz, fena mı ediyoruz?

Sinop dönüşünde birden bire kafamızı karıştırırken bulduk bu fikri. Şimdi şöyle bir taslak var ki yine ne olur ne kadar olur beraber göreceğiz:

400 km civarında bir etap. İstanbul'dan basılıyor pedallara; Kocaeli, Sakarya, Bursa derken orada bir duruyoruz. E malum, demesi kolay; 400 km, yaz sıcağında... Muhtemelen çok da abartılmıyor. Oradan Balıkesir'e ve atla feribota ver elini İstanbul. Olur da devam edilmek istenir, artık Çanakkale mi yoksa devamı da gelir mi göreceğiz. Yol üzerinde ne mi yapılıyor? Amiyane tabiri ile misyonerlik...

Bir dönemler farklı metotlar ile yapıldı, tekrar yapılsın; zira işe yarardır, işe yararlığı teoride-pratikte sabittir.

Projenin bu birinci ayağında; temmuz gibi çıkılsın yola bir ay boyunca bu 400 km aşılsın, propagandası, ajitasyonu, sohbeti-istişaresi yapılsın, olsun muhabbet vd... İstanbul'a dönüş BarışaRock-2006'ya denk getirile bilinir orada da bir stant açılır yine propagandası, ajitasyonu, sohbeti-istişaresi, olsun muhabbet... Fanzini broşürüde olur artık nasıl halledilirse.

Ama muhabbet olsun diye değil, daha ikinci ayağı var; O ise biraz uzun vadeli, bir senelik bir proje ve nihayetinde bir taşıt edinip fosil yakıtla çalışmayacak şekilde modifiyesi lazım. Küçük, 3000-5000 km menzilli bir minibüs olabilir bu yahut romôrklü birer motosiklet. Artık birazda kelle sayısı önemli olacak o noktada. Muhtemelen 1 Mayıs, miting sonrası gaza basılır ve aynı şekilde tayin edilen güne değin sürer ya da el değiştirerek gittiği yere kadar gider. Bilgi vermek için bunun maliyetinin 3000 ila 4500 ytl arası olduğu söylene bilinir.

Ek olarak, misal; kırsal kamp... Bu yapılacak, mümkün olan en az teçhizat ile... Tırmanış ve barınma kabiliyetleri üzerine. Bakalım bünyeler ne kadar dayanacak? :)

Bahçecilik var: Bunu kendi kişisel imkanlarımız ile yapmaya çalışacağız. Bahçe toplayıcılığı ve pazar işleri... Elimizde yedi dönümlük bir imkan var bakalım fırsat olacak mı yahut değerlendirebilecek miyiz? Bu biraz muğlak..

Taşra ile dayanışma:

Böyle sanki hadisenin merkezindeymişçesine, oralara da bir el atalım tekrardan gibilerinden değil. Ama şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, kitabıydı dergisiydi gibi türlü neşriyat işi İstanbul'dan bağlanır. Bunun yanı sırada oralarda çıkan fanzinlere ne kadar kolay ulaşabiliyoruz? Büyük şehirler dışındaki anarşistler/ asiler diğer neşriyatlara ne kadar ulaşabiliyor? Bazı yayınları daha ucuza paylaşabilir miyiz? Yahut yapılmak istenenler ne kadar motive edile biliniyor? Genel olarak birbirimize ne kadar destek olabiliyoruz? İlişkilerimiz ne boyutta? “Merhaba-Merhaba” mı? Öyle ahbaplık kurup da dayanışmamak olmaz.

Bir kere Giresun ve Sivas. N'apıyor bunlar? Giresun'nun selamı var mesela bunu biliyoruz. Bile bile oturuyoruz. Kitap, dergi, fanzin, çıkartma, kartpostal, afiş, broş vd neredeyse 7-8 ay oldu halen bekliyorlar.

Genel olarak değil de teker teker, bölgesel dayanışma ağları kurula bilinir. Kurulmalıdır. Sebeplerini tek tek açmaya gerek yok. Bu tezelden kotarılması gereken bir öncelik.

Terapi:

Sabaha karşı bahsi geçti de uyandık! İhtiyacımız olan şey bu! N'oldu da kış boyunca ilişkilerde bozulmalar oldu? Neden ve nasıl birbirimizi bu denli tahrik etme noktasına geldik? Nasıl becerdik de; güldüğümüz, hor gördüğümüz olduk? Üç gece iki gün sürecek bir program taslağı var. Arzu eden katılacak şöyle bir enine boyuna konuşulacak ne akla gelirse. Zaten birinci sorun(sal) belli; yaşam alanlarının gitgide ayrılmaya başlaması. Bakalım ne olacak? Artık her kez siyasi beraberlikleri ile arkadaşlık beraberliklerini ayıracak olgunluğa gelmiş olmalı zaten. Olursa devam eder; bir olarak devam eder, birden fazla olarak devam eder ama öyle ya da böyle faydalı gözüküyor bu terapi işi. Ki muhtemelen birbirimizi 'çevirim dışı' da görmeyi, bu şekilde tartışmayı da özledik.

Neyin peşindeyiz?:

Ne olacak peki? Neyin peşindeyiz Allah aşkına kuzum?

Şöyle ki; Elimizden geldiğince ne yapabiliyoruz? Uyum gruplarını nasıl ve ne kadar oluşturabiliriz? Sözlerimizin ne kadarını tez elden hayatın içine sokabiliriz? Ve kafamızda ki türlü sorulara pratik üzerinde cevaplar...

Uzun süredir sözü gecen, istenilen işleri görebilme niyeti var.

Bunun dışında mali destek gereken bazı işler için yine bazı metinleri üç-dört dile çevirme şansımızı da kullanıp genel yardım talepleri olacak.

vb. vb. vb. vb....

Ee! Öte yandan “bak bak bahar geldi!”, zira kanımız fikir fikir :) bu doğal motivasyon kaynağını da kullanıp ivmeyi alalım.

Dinle aktivist: DEVRİM YAPILMAZ, SATIN ALINMAZ; YA RUHUMUZDA YA HİÇ BİR YERDE!

Sevgiler, Saygılar...

Cumartesi, Mayıs 20, 2006

Porno Hiç Bu Kadar Yasal Olmamıştı





Devlet her şeyden sonra porno işine de girdi.24 saat canlı bilimsel porno 5 haziranda başlıyor.
Doğal güzellikleriyle dikkat çeken bu koyun 1 senelik bir araştırma sonucunda kumsal köpek balıklarının (sandbar sharks) kuzey amerikanın güney sahillerinden sonra dünyadaki 2. üreme bölgesi olduğu anlaşıldı.Koy özel çevre koruma alanı ilan edilip deniz trafiğine kapatıldı.Kumsal köpekbalıkları ürkek canlılar olduğundan özel kabarcık çıkartmayan "kapalı devre soluma sistemleri" kullanılarak yapılan 1 senelik araştırmalar sonucunda bölgede Boncuk Köpekbalığı koyu İzleme ve Gözlem Tesisleri açılması kararı alınıp,proje hazırlandı.Tesis 5 haziran günü çevre ve orman bakanı Osman Pepe tarafından açılacak.Sualtı Araştırmaları Derneği başkanı Haluk Camuşoğlu,Boncuk Koyunda deniz içine yerleştirilecek 12-14 kamera ile 24 saat internet üzerinden yayın yapılacağını,projenin bölge turizmini canlandıracağını ve köpekbalıkları üzerinde yapılacak birçok araştırmaya ev sahipliği yapabileceğini söyledi.
Devlet destekli porno 24 saat canlı yayına geçince hayvanların türü tehlikeye girebilir.Daha önce röntgenlenen çitaların çiftleşemediği ortaya çıkmıştı.Aynı olay köpekbalıklarının da başına gelebilir.Bu durum bir kenara kendinde hayvanların çiftleşmelerini kaydetmek veya canlı olarak yayınlama hakkı gören insanın doğaya bakış açısı daha vahim.Kendi türü için bu olayı yapanları sapık,sapkın vb. olarak niteleyen insanlar iş hayvanlara gelince bu durumu gayet doğal hatta yararlı olarak nitelendiriyor.

Perşembe, Mayıs 04, 2006

KÖK (Bölüm 1'in devamı)

Sabah beş buçukta Güneş,adaşı daha doğmadan uyanmıştı. Bu sabah uykusundan uyanmak 4 sene boyunca yaşadığı uyanışlardan farklıydı. Bu sefer isteyerek kalkmıştı. Her zamanki alışkanlığı olan iki lokma atıştırma geleneğini yerine getirdi. Çantasını hazırlayıp evden çıktı. Bu saate otobüslerin çalışmadığını hatırladı. 2 sokak aşağıdaki taksi durağına yürüdü. Taksiye atladı ve Harem yolunu tuttu.

Sabah olmasına rağmen Harem nispeten. Şehirler arası otobüsler metropolün ilk durağına varmış,yolcularını indirmekle meşguldü. Buluşma vaktine daha yarım saat vardı. Çantasını yere koyup üstüne oturdu. Cebindeki sigara paketini çıkarttı ve bir tane yaktı. Sigarasından derin nefesler çekerken etrafta koşuşturan insanları izledi. Kendince kişilik tahminlerinde bulundu. Elinde kahverengi çantasıyla takım elbiseli bir adam indi otobüsten. Muavinle tartışmaya başladı. Sabahın,uykusuzluğun ve rahatsız geçen saatlerin verdiği aksilikten olsa gerek tartışma büyüdü. Önce otobüsün şoförü daha sonra diğer otobüslerin muavin ve şoförleri adamın etrafına toplanmaya başladı. Ufak bir itiş kakış yaşandı. Araya giren birkaç kişi kavgayı büyümeden ayırdı. Onların dışında herkes durmuş tartışma sanki bir reality şovmuş gibi izliyordu. Niye insanlar bu şekilde davranıyor diye düşünürken kendisinin de o insanlardan biri olduğunu fark etti. Buluşma saatine beş dakika kalmıştı ki karşı kaldırıma eski bir vosvos minibüs yanaştı. İnternet sitesinde gördüğü o uzun saçlı dövmeli adam minibüsten indi. Güneş hemen çantasını sırtladı ve adama doğru yürüdü.Adam sitede gördüğünden daha değişik bir kişiye benziyordu. Yüzü asık,sanki orada olmaktan memnun değilmiş,sıkılıyormuş gibiydi. Adamın yanına yanaştı ve kendini tanıttı:

-Merhaba ben Güneş. İnternetten haberleşmiştik.

- Evet,merhaba. Ben Tokala bu gezideki rehberin.

- Tokala… Garip bir ismin var.

-Evet ilk duyanların pek çoğu böyle düşünüyor. Ama kısa sürede alışıyorlar. Neyse programımızın gerisinde kalmayalım hemen hareket edelim.

-Ama benden başka kimse yok,daha kimse gelmedi. Öbürlerini beklemeyecek miyiz?

-Öbürleri yok. Sadece sen ve ben. Hadi çantanı arkaya koy da yola çıkalım.

Kimsenin gelmeyeceğini öğrendiğinde büyük bir şok yaşayan Güneş çantasını minibüsün arkasına koydu ve ön tarafa,Tokala’nın yanına oturdu.

Yolculuk başlayalı 1 saat oluyordu. Ne o ne de Tokala ilk buluşmadan beri tek kelime etmemişlerdi. Güneş kaygılanmaya başlamıştı “ne dümen dönüyo amına koyim” diye düşündü. Tokala bu düşüncenin ardından söze başladı :

-Kaygılanmana gerek yok. Şehirler üzerimde baskı ve sıkıntı yaratıyor. O yüzden biraz gerginim. Uzaklaşınca kendimi toparlarım.

-Kaygılandığımı da nereden çıkardın.Yok öyle bir şey rahat ol.

-Bu yolculuğa birlikte çıktık ve birlikte bitireceğiz. Bu süre içerisinde birbirimize karşı dürüst olmamız ikimiz için de iyi olur.

-Tamam dostum,ben rahatım sende rahat ol.

-Eğer gerçekten görmek istersen gözlerin sana daha fazlasını gösterebilir.

-Nasıl yani?

-Görmek sadece gözlerin yaptığı bir iş değildir. Her duyu çalışmasını diğer duyularının desteği ile sağlar. Ve sen eğer gerçekten görmek istersen,bu güne kadar kapadığın gözlerin sana çevreni keşfetme fırsatı verir.

-Neden bahsediyorsun sen ya!

-Tüm canlılar birbirleriyle etkileşim içindedirler ve birbirlerine enerji yayarlar. Ve aslında ses çıkaramadığı için birbirleriyle anlaşamadığını sandığımız canlılar bu enerjiler yardımı ile iletişim kurarlar. Yine aynı şekilde konuşarak anlaştığını sanan biz insanlar eğer karşımızdakinin elektriğini algılamayı başarabilirsek,karşımızdakiyle gerçek bir iletişim kurmayı başarabiliriz.

-Tüm bu new age saçmalıklarına gerçekten inanmıyorsun değil mi?

-New age sadece ana kültürün bu gibi şeyleri ötekileştirip yabancılaştırması. Bunlar aslında senin içinde olan şeyler. Senin bir parçan. Sadece öyle olduğunun farkında değilsin o kadar.

-Uçmuşsun sen dostum. Harbiden uçmuş ve balataları yakmışsın.

-Haklı olabilirsin. Beklide gerçekten uçmuşumdur. Sen hiç uçmak istemedin mi? Arada bir balatalarını yakmak istemedin mi?

Güneş işten atıldığı günü hatırladı. O an gerçekten uçmak istemişti. Bu yüzden bir şişe viski içmişti. Ama alkol onu uçurmak yerine daha fazla dibe çekmişti. Bu düşünce onu rahatsız etti. Uykusu vardı. Bunu bahane ederek Tokala’ya uyumak istediğini söyledi. Gözleri sıra sıra akıp giden fabrikalara takıldı. Bacalarından koyu ve yoğun dumanlar bırakan fabrikaları düşünürken “bu herifte kesin ot vardır. Böyle konuştuğuna göre müptezelin tekidir. Şu dumanlar gibi kocaman bir cigara dumanını burnumdan versem hiç de fena olmaz” diye düşündü. O kocaman dumanın hayali ile gözleri yavaşça kapandı.

devam edecek...

KÖK

Bölüm 1 -Başlangıç

Her sabah olduğu gibi saatin sinir bozucu sesi ile uyandı. Acele ile giyinip iki lokma bir şey atıştırdı. Gerçekte niye acele ettiğinin farkında değildi. İett durağına yürüdü. 4 senedir her sabah aynı suratlar diye düşündü. “Ama hiçbirinin adını bilmiyorum” dedi kendi kendine “Birisi peruklu adam,diğeri horlayan,şuradaki kadın da bıyıklı teyze” diye düşünüp kendi kendine güldü. Kırmızı otobüsün gürültülü motor sesi çok uzaklardan gelmeye başladı. O saatte sokakta birkaç araba ve insandan başka kimse olmazdı. Otobüs bağırarak yaklaştı ve durdu. Otobüs her zamanki gibi doluydu. Birkaç durak sonra ağzına kadar dolacaktı. Otobüse bindi,akbilin sesini duydu ve kendini arkalara doğru attı. Her günkü sıradan 53 dakikalık yolculuğu iş yerinin önündeki durakta bitti. Otobüsten inip yüksek gri binaya baktı ve kendi kendine “işte yine siktiğimin işine geldim sikindirik hayatımın başka bir sikindirik günü ” dedi. Binanın kapısından girdi. Her günkü gibi eskinin polis memuru şimdinin güvenlik görevlisi Ahmet kendince futbol yorumları yaparak diğer güvenlik görevlileriyle tartışıyordu. Asansöre bindi “en azından yarın Cuma” diye kendini avutmaya başladı. Ofisin katına geldiğinde alışılmış bunaltıcı görüntüyü tekrar gördü. Birbirinden duvarlarla yalıtılmış masalar,her biri bir buçuk metrekarelik çalışma alanları,uygarlığın f tipi hücreleri. Küçük labirentte bir farenin peynire doğru ilerlediği gibi masasına yürüdü. Sandalyesine oturup bilgisayarını açtı. Günlük bilgilendirici maillere ve şirket içi yazışmalara bir göz gezdirdi. Her sabah yaptığı gibi günlük gazetelerin internet sitelerine girip üstün körü bir şekilde okudu. Ve sırası ile günlük emirleri yerine getirmeye koyuldu.

Saat yarımı gösterirken etrafındaki insanların hareketlendiğini gördü,yemeğe çıkıyorlardı. O ise sabahtan beri tükettiği kahve ve çay ile yeterince doymuştu. Yemek yememeye karar verdi. Öğlen arası boyunca internette sörf yaparım diye düşündü. Her sayfadan çıkan linkler sanki bir hortumun içindeymiş gibi bir anda çok farklı yerlere yönlendirdi onu. Sonunda tamamen siyah bir sayfaya geldi. Kocaman harflerle giriş butonu önünde duruyordu " Gerçeğe hazır mısın ? ". Gülerek butona tıkladı. Açılan sayfanın sağ tarafında uzun saçlı boynunda garip dövmeler olan bir adamın resmi vardı. “Hafta sonu doğa turları,gerçekliğe var mısınız?” iddialı bir slogan diye düşündü,”doğada ne kadar gerçeklik olabilir ki” dedi. Sonuçta gerçek hayat –beğenmesek de- para ve güç kazanmak üzerine kuruluydu. Öğlen tatili bitiyor elemanlar f tipi hücrelerine doğru yavaş ve isteksiz bir halde dönüyordu. Sayfayı kapattı ve işine devam etmek için ofis programlarından birini açtı.

Akşam vakti o yüksek gri binanın önünde yine aynı kırmızı otobüsü bekliyordu. Her şey sanki kurulu ve önceden düzenlenmiş gibi hissediyordu. Her gün aynı şey hep aynı otobüs hep aynı insanlar diye düşündü. Otobüs yanaştı akbilini dokundurdu ve her zamanki gibi şoför bağırdı “arkalara doğru ilerleyelim!” .

Akşamları yolculuk daha uzun sürüyordu. İstanbul trafiği,keşmekeş,biran önce evlerine varmak isteyen insanlar…3 şeritli yol birden 5 şeride çıkmış dolayısı ile trafik kitlenmişti. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından sabah otobüse bindiği yerde otobüsten indi. Bacaklarında derman kalmamıştı. Uyuz bir şekilde evine doğru ilerledi. Kapının 3 kilidini teker teker açtı ve kendini koltuğa bıraktı.

Uyandığında saat 23 ü gösteriyordu. Sersem bir şekilde yürüyerek mutfağa gitti ve kendine bir ekmek arası hazırladı. Bir yandan yemeğini yerken bir yandan da laptopunu açtı. Amaçsız bir şekilde siteler arasında dolanmaya başladı. 1 saat içinde öğlen girdiği siteye tekrar girmeyi başardı. Uzun saçlı ve dövmeli adam mutlu bir ifade ile yine karşısında duruyordu. Bir mail atayım diye düşündü hafta sonu yapacak bir şey yok ucuzsa bir doğa gezintisinin kimseye zararı olmaz diye düşündü. Mailini yazdı send tuşuna basmadan önce son bir kez düşündü. Sonra en kötü ne olabilir ki deyip tuşa bastı. 15 dakika sonra beklenmedik bir şekilde mailine cevap geldi. O en çabuk yarın öğlen cevap bekliyordu. Mail çok açık ve netti :

Gezi ücretsizdir.yalnız tüm ihtiyaçlarınızı kendiniz karşılamak zorundasınız.Ben sadece bir rehberim. Yarın buluşma yerini bildiren bir mail daha alacaksınız. Hafta sonu görüşmek üzere.

Tokala

Mail onu çok şaşırtmıştı. “Bedava gezi,yalan olmayalım,sakat bir şeye benziyor,siktir et gitmeyeceğim ya manyak mıyım” dedi kendi kendine. Gidip demlikteki son bardak çayı da doldurup içti. Televizyonda her zamanki saçma programlar devam ediyordu. Düşüncelere daldı. Düşüncelerle birlikte tatlı bir uyku çöktü ve uykuya daldı.

Güneş rahatsız eden bir şekilde gözüne vuruyordu. İstemeden de olsa uyandı. Sonra,bir anda,bir terslik olduğunun farkına vardı. İşe geç kalmıştı. Hemen giyinip evden çıktı. Otobüsle yetişmesi imkansızdı. O yüzden yoldan geçen bir taksiye atladı. O gri ve büyük binaya her günkünden 3 saat geç vardı. Koşarak asansöre bindi . Arkadan güvenlik Ahmet bağırıyordu. Umursamadan 7 tuşuna bastı. Terlemişti ve kalbi çok hızlı çarpıyordu. Koşarak hücresine döndü ve sandalyesine oturdu. 5 dakika hareketsiz bir şekilde bekledi. Nefes alış verişi düzeldiğinde “ kimse yokluğumun farkına varmamış” diye düşündü. Bilgisayarını açtı ve mail kutusunda sadece 1 mesaj olduğunu gördü : “sayın Güneş lütfen en kısa zamanda bölüm şefinizin ofisine uğrayın.” . Kafasından aşağı kaynar sular döküldü. “işte şimdi sıçtık” dedi. Üstünü başını düzeltti ve kendince bir konuşma planı yaparak bölüm şefinin ofisine gitti. Kapıyı çaldı ve içeri girdi. Şef:

- Nihayet gelebildiniz Güneş bey.

- Kusura bakmayın Cem bey dün gece biraz rahatsızlandım da

- Bakın bu sizin 5. geç gelişiniz. Şirket politikası olarak 3. de işten atılmanız gerektiğini biliyorsunuz. Size yeterince müsamaha gösterdim ama artık iş benden çıktı emir büyük yerden masanızı boşaltın ve muhasebeden hesabınızı kestirin.

- Ama

- Aması yok bu sefer bitti.

- Ama

- Lütfen yapacak işlerim var.


Güneş şefin ofisinden çıktı. Ne yapacağını bilmiyordu. Masasına gitti. Mail kutusunda yeni bir ileti gördü. Belki vazgeçtiler diye düşündü maili açtı ve okudu:

Yarın saat 06:00 da Haremde küçük bir minibüs bekleyecek. Tam vaktinde orada olunuz.Planımızdan geri kalmak istemeyiz.

Tokala


Küfür ederek maili sildi. Küfür etmeye devam ederek birkaç eşyasını topladı ve muhasebeden tazminatını aldı. Yüksek binadan çıktığında dönüp bir kez arkasına baktı. 4 senelik çalışma ve emek 3 saatte yok olmuştu. “topunuzun amına koyayım” diye bağırdı. Durağa doğru yürüdü. 20 dakika beklemesine rağmen kırmızı otobüs bu sefer gelmedi. Beklemekten sıkıldı ve yürümeye başladı. İki mahalle ilerisi daha işlek bir yer , oradan bir otobüs bulabilirim diye düşünerek yürümeye devam etti. Gerçekten de durağa gider gitmez kırmızı otobüslerden biri yanaştı. Ama bu sefer otobüs bomboştu ve yolculuğu 30 dakika sürdü. Evine girdi. Ne yapacağını bilmiyordu. Hafta içi çalışmayan insanlar ne yapardı? Fazla düşünmemeye karar verip dolapta özel günler için sakladığı viskiyi açtı. Hızlıca içilen 3 dubleden sora yavaşladı ve düşünmeye başladı. Yapacak hiçbir şeyi gidecek hiçbir yeri yoktu. İşten ayrılmadan önce okuduğu mail geldi aklına. “ormana gitmek için daha iyi bir vakit olamaz” diye düşündü. acele bir şekilde evden çıkıp kamp malzemeleri alamaya gitti. Tazminatının bir bölümünü acımadan harcadı. Çadır,tulum,outdoor botları,bir kamp çantası,el feneri ve konserve yiyecekler. Alışverişin verdiği sahte tatmin ile evine vardığında saçma ama güzel bir mutluluk hali sardı bedenini. Doyurucu bir yemeğin ardından saatini kurdu. Bu sefer geç kalmak istemiyordu. Yatağına girdi ve tanıdığı en seksi kızlar hakkında ormanda geçen fanteziler kurarak uykuya daldı.

devam edecek....

ELP

Elp dünya ve sakinlerinin korunması yoluna başkoymuş tutsakları desteklemek için geliştirilmiş bir ağ.Küresel direniş yükseldikçe tutsak sayısı artmakta.Birkaç dakikanızı ayırın ve en azından bir tutsağa mektup yazın.Çünkü "Düşen bir yoldaşa yazmak hapsedilenlerin ruhlarını yükseltir."
(Craig Marshall, 5½ yıl yatan Dünya Özgürlük Mahkumu)


elp hakkında daha fazla bilgi için

tutsakların adresleri için

Çarşamba, Mayıs 03, 2006

Doğa'nın Dersleri 1 - İşbirliği

Yeryüzü üzerinde yaşmanın kanunlarında biri iş birliğidir. Hayvanlar bitkiler kendi yaşam döngüleri içerisinde işbirliği içerisindedir. Ana kültürün,doğayı acımasız saf tehlikeler barındıran,şiddet ve korku yuvası olarak beynimize kazıdığı betimlemeler gerçekle pek alakalı olmasa gerek. Doğada bir rekabet olduğu karşı konulamaz bir gerçektir. Fakat bu rekabet doğal hayatı etkileyen yollardan sadece biridir. Ana kültür öğretisini bir kenara bırakıp doğayı inceleyelim.

Doğa içerisindeki iş birliği,insanlar için belki de köklerini hatırlamasına yardımcı olacak bir örnek olabilir.Örneğin dağda ki likenler.Likenler,mantarlar ve algler arasında son derece gelişmiş ortaklığı temsil ederler,her ikisine de belirgin yararlar sunan bir işbirliğidir bu. Mantar,kayanın üzerine yapışan,su ve besleyici maddeleri emen dış yapıyı sağlar. Algler mantarın içinde yaşar ve fotosentezden türeyen besleyici bileşiklere katkıda bulunur. Birlikte,bu arkadaşlar kaya,ağaç kabuğu ve kuzey kutbunun zor erişilen çıplak zeminleri gibi konuksever olmayan yaşam alanlarını ele geçirmede başarılıdırlar. Taş dağında liken,diğer organizmalara tutunacak bir yer veren yeni oluşmaya başlayan bir toprak yaratmak için,kum tanelerine ve döküntülere demir atmaya yardım eder. Burada daha büyük bitkiler ve sonunda ağaçlar devralıncaya kadar daha çok toprak tutan genelde yosunlardır. Sürecin her adımında,çeşitli organizmalar,onların hepsine var olma izni veren koşulların yaratılmasına çalışır. (john r. Stowe,connecting with nature 2003)

Yine doğaya bakmaya devam edersek bunun gibi pek çok örnekle karşılaşabiliriz. En basiti insan olarak vitamin üretimi için bağırsaklarımızda bakteriler barındırırız. Tek hücreli canlıların bitki ve hayvanlarla olan ilişkileri yadsınamayacak şekildedir. Farklı tek hücreli canlılar arasındaki eski işbirliği,bugün yaşayan bütün çok hücreli bitki ve hayvanların gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Kuşkusuz hiçbir mekanizma (iş birliği dahil ) tek başına doğal döngünün devamlılığında belirleyici değildir. Hayvanlar kendi aralarında rekabet içindeyken aynı anda yaşamın sürdürülmesi için iş birliği içerisindedir.Ağaçlar,yer ve güneş için rekabet edebilirler. Fakat birlikte yaşadıkları gerçeği,hepsinin yararlanmasına yönelen koşulları yaratır ; daha yüksek toprak nemi,besleyici yoğunluğu,rüzgara karşı direnç gibi.

Doğa içerisindeki bu muazzam birliktelik ve denge,ondan ve kendinden yabancılaşmış insanlar için pek çok ders içeriyor. Köklerimize dönmek için bakacağımız yer çok uzak değil.

Sinop'da Nükleer Santral Karşıtı Miting

Devletler ve büyük patronların çıkar mücadeleleri Türkiye de nükleer santraller açılmasını gerektirmiş. Ferman yazılmış. Sinop’a nükleer santral yapacaklarmış. Ferman devletinse mücadele bizimdir diyen anti-otoriterler çeşitli illerden akın akın Sinop’a geldi. Ben de bu akının İstanbul dan başlayan dalgasındaydım. İstanbul üzerinden gelecek anarşistler Taksim-mekAn da buluşacaktı. Ben de öğlen saatlerinde mekAna gittim. İçeri girdiğimde pankart hazırlanıyordu. Saatler geçtikçe mekAn anarşistlerle dolmaya başladı. Akşama doğru hep beraber otobüsün kalkacağı yere doğru yola çıktık. Otobüse bindiğimizde yaklaşık olarak tüm otobüsü doldurmuştuk. Saatler süren yolculuğun ardından Sinop’a vardık. Otobüs şehre girdiğinde halk camlara çıkmış bizi alkışlıyor,yoldaki insanlar hoş geldiniz diye bağırıyorlardı. Ben dahil pek çok anarşist arkadaş daha önce böyle sıcak kanlı bir karşılamaya tanık olmadığı için şaşırmıştı. Otobüs sahilde bir yerde durdu ve kortejimizi oluşturduk. Kortej şehir içinde etraftaki insanların desteğini alarak devam ederken kah otoriteye kah nükleer santrale karşı sloganlar atıldı. Coşkulu şekilde bazen koşarak bazen de yürüyerek miting alanına vardık. Bildiriler dağıtıldı,sloganlar atıldı. Bu arada iki kişi pankart açmak için bir evin balkonuna çıktık. Ev sahibi teyze evini yeni temizlemiş,sadece birimizi içeri aldı J. Pankart açmak için balkona çıktığımda Greenpeace elemanlarının benden önce davrandığını gördüm. Hemen pankart için bir yer ayarlamaya çalıştım ama nafile pankartımız balkondan büyüktü. Bir süre balkondan pankart sallandırılıp miting alanına dönüldü. Böylesine sürüp geçen eylemin ardından acıkan anarşistler bir arkadaşımızın ailesi tarafında süper şekilde ağırlanıp karınlarını doyurdular. Aman nazar deymesin dayanışmaya!

Her şey bitip de İstanbul’a dönüş vakti geldiğinde yorgunlukla birleşik bir mutluluk içinde otobüsümüze atladık. Bazıları uyudu bazıları muhabbet etti. Yüzlerce kilometre su gibi geldi geçti.

Kendi açımdan bu eylem adına söyleyebileceğim dayanışma ve birliktelik adına büyük bir adım attığımızdır. Ayrıca nükleer santral gibi önemli bir konuda tepkimizi güçlü bir şekilde gösterdiğimizi düşünüyorum. Tabi ki bu sadece bir mitingdi. Nükleer karşıtı mücadelenin ilk adımı. Devlet herhalde anlamıştır artık “bir kez geldik yine geliriz.siz yaparsanız biz yıkarız!”

resimler için : www.uzlasmayok.net

Son Durak Fanzin blog olmuş haberiniz yok

Bu güne kadar kağıt üstünde veya vcd de gördüğünüz fanzin artık blog oldu.Böylece daha güncel olacak.Yazı yollamak isteyenler mail yolu ile gönderebilirler.